5 Ağustos 2014 Salı

Ziplenmiş Karadeniz Turu! Bir daha aslaaa.... Gün1

Aslında bayramda bir yerlere gitme taraftarı değiliz. Yol çilesi çekilir gibi değil çünkü. Ama arkadaşlar ortaya Doğu Karadeniz planını atınca karşı koyamadım. Koca İran'da, erken rezervasyon süresi bitmek üzere, kendimiz gitsek gezsek 6 yetişkin 4 çocuk bayramda nasıl yer bulacağız, nereye gideceğiz gibi çeşitli sorular ve durumhalleri akabinde turla gitmeye karar verdik. Önce internetten bakmalar, yazışmalar, karar verememeler oldu ve 3 anne kişisi "erken rezervasyon tarihinin bitiminden bir gün sonra" Kadıköy'de buluşmayı başardık. Gözümüze kestirdiğimiz tur firmalarını tek tek dolaştık. Pronto Tur, 0-6 yaş arasını kabul etmediği için elendi. Bazıları pahallı olduğu için, tarih uymadığı için derken Jolly Tur'da karar kıldık.Yılların firması sonuçta memnun kalmamak için sebep yoktu!

Temmuz 26, sabah 4'te uyanıldı.Uyuyan yavru uyurken giydirilip kucakta arabaya taşındı ve 5 civarı havaalanında olundu.



Peri orada uyandı. Bir şeyler yedi. Arkadaşlar geldi, uçağa binildi, inildi, Trabzon'a varıldı.

Valizleri almak için beklendiii, beklendiii herkes valizini aldı en son bizimkiler çıktı. Sahipsiz bir iki valiz dönüp dururken valizleri gelmeyenler olduğunu farkettik en son da olsa çıkmasına sevindik o an.o.O

Jolly'den bir gün önce aranıp rehberimizin telefonu, ismi verildi, rehberle konuştuk sorularımızı sorduk ama Trabzon'a vardığımızda bizi başka bir rehber karşıladı. Bize bilgisi verilen rehber başka bir tura atanmış. Peki bizim için farketmez... Rehberimiz genç, güler yüzlü, kıpır kıpır, esprili! bir kızceğiz. Yanımızda eskicene bir Metro otobüsü duruyor. Biz JollyTur yazan bir otobüs bekliyoruz ama o otobüse bineceğimizi öğreniyoruz. İlk hayalkırıklığı. Ama hemen başlayalım heyecanıyla atlıyoruz otobüse önlere yerleşiyoruz ama hoop duruyoruz. Oturma düzeni varmış tekrar iniyoruz çoluk çocuk. İsimlerimize atanan koltukları öğrenip tekrar biniyoruz ve yerlerimize oturuyoruz. Aaa ne tesadüf çocuklu üç aile en arkadayız!!! Otobüsün kokusunu da o anda farkediyorum. Havalandırma açılıyor ama nafile. Klimadan bahsedilemez bile sadece havalandırma. Ama Trabzon'un sıcağı ve nemi bizi bayıyor.

Kahvaltı mekanına gidiliyor. İlk "muhlama" orada yeniyor. (o niye tırnaklı sonra bilahare anlatıciim!!) Yiyen yiyor içiyor, kalkılıp yola düşülüyor.


Sürmene'ye ünlü bir bıçakçıya gidiyoruz. Turların adetindenmiş böyle alışverişlik mekanları gezdirmek.



Oradan çıkıp yine Sürmene'de Şölen Çay fabrikasına geçtik. Çay ikramları eşliğinde çayın hikayesini dinleyip buram buram çay kokulu fabrikayı gezdik.



Keşifteki Peri :)



Kavrulduktan sonra değirmenlerde ufalanan çaylar.


 Fermante olan çaylar.


Neredeen nereyee...


Peri kız pek sevdi çayların bantlarda ilerleyip durmasını. Dökülen çayları topladı koydu çantaya :)



Evlerin önünde arkasında çay, fasülye, mısır var hep. Tipik Karadeniz yani. Bir de bu eski tip evlerin önünde sıra sıra çakılmış ahşap tahtalara halk kurutmak istediği şeyleri serermiş. Biber vs gibi.

Oradan sonra da Uzungöl'e gitmek üzere tekrar otobüse bindik. Sürekli böyle zaten in-kısacık gez-bak-bin şeklinde ilerledik hep. Yol boyunca dağ, tepe, evlerin bahçesi vs hep çay tarlası idi.


Uzungöl'e varınca koskoca otobüsle anlamsız bir şekilde yolun sonuna kadar gidilip, zaten az olan zaman yol dar olduğu için dünya kadar manevra için harcandı otobüsün içinde. Madem ilk girdiğim yere yakın bir yerde yenecekti yemek orada inseydik dolaşıp restorana gelseydik. Yemek yenilen mekanları tur firması ayarlamış ve bizlere özel fix menüler hazırlanmıştı. Bunları tercih etmeden istediğiniz başka şeyleri de sipariş edebilirsiniz tabi ama bize bu şekli daha hesaplı geldi. (Öğle yemekleri tura dahil değil bu arada.)


Uzungöl çok güzel ancak yapılaşma çok fazla. Dışını ahşap kaplayarak mekanları kurtarmaya, ortama ayak uydurmaya çalışmışlar ama o kadar alan için çok fazla yapı var ve hala da yapılmaya devam ediyor. Özellikle Araplar burada tatil yapmayı ve mülk almayı tercih ediyorlarmış. Her yerde Arapça yazıların olması da bu yüzdenmiş demek.



Otelimize dönerken yol üstündeki Kiremitli Köprü'de hatıra fotosu çekecek kadar durduk. Taş köprülere alışkın olduğumuzdan bu köprü mimari olarak ayrı bir öneme sahip bölgede.





Yorulan baba kız yolda uyuyakaldı :) 

Rize'ye vardığımızda otobüs merkezde bir yere park etti ve rehberimiz kimliklerimizle birlikte otobüsten ayrılıp Batum vizesi için gerekli evrakları doldurmak için turizm acentesine gitti. Bu arada bizim berbat kokulu klimasız otobüste durmamız imkansızdı tabii. uzunca bir süre bekledik çünkü :(
Otobüs şoförüne "Rracı kapama ve havalandırma sürekli çalışsın" demek zorunda kalıyorduk. Bu arada bir baktım şoför ve 2 kişi daha otobüsün dışındaki Metro yazısı üzerine gayet acemice, yamuk yumuk ve bol kabarcıklı bir şekilde Jolly Tur folyosu yapıştırıyorlar. O bölgenin tur sorumlusu olduğunu söyleyen kişiye bu durumdan ve otobüsten şikayetçi olduğumuzu söyledim. Bayram nedeniyle yoğun olduğunu, başka otobüs ayarlanamadığını söyledi. Bu bahane olamaz, ben 1.5 ay önceden rezervasyonumu yaptım siz de ayarlayacaktınız dedim. Şoför de bir gün önce halıları yıkamışmış da ondan kokuyormuş, otobüs temizmiş de bilmem ne bir sürü laf kalabalığı yaptı. Gözümüze burnumuza mı inanalım sana mı be adam. Otobüs pisti ve kokuyordu. Bu kadar....

Gün boyunca havuzlu otel hayali kuran Peri akşam umduğunu bulamadı. Otelde havuz vardı, zorlama da olsa bir havuz kondurulmuş içeriye. Beyler ve çocuklar girdi ama çok soğuk olduğu için herkes hamama kaçtı. Hamamda bizden başka kimse olmadığı için çocuklar rahatça kudurup kalan enerjilerini de su savaşı yaparak orada harcadılar :)

Ertesi gün Batum'a gidecektik ve sabah erken bir vakitte sınırda olup kuyruklar başlamadan sınırdan geçebilmek için erken kalkacaktık. Bu nedenle hamam sefası ve ilk günün yorgunluğu ile hemen yatıldı. İlk güne sığanlar bunlar. Arkası yarın...






Hiç yorum yok: